Ebuss’ud Efendi’nin Fetvaları
Müslim, Ramazan-ı şerifte hastalık özrü olmadan orucunu yese, şer'an ne lazım olur?
Tecdid-i iman ve tecdid-i nikâh lazım olur.
Bir Müslüman, Ramazan ayında hastalık özrü olmadan orucunu bozsa, şer'i hukuka göre ne gerekir?
İmanını ve nikâhını yenilemesi gerekir.
Mütî' kullardan bazı kimesneler namaz kılmasa şer'an ne lazım olur?
Ta'zir ve habs ile emr olunup, namaz kılmak üzere cebr olunur. Eğer ısrar ederse, küfür lazım olmaz, velâkin asîm ve fâsık olur.
İtaatkâr kullardan bazı kimseler namaz kılmasa, şer'i hukuka göre ne gerekir?
Ta'zir (dövme) ve hapis cezasıyla emrolunup, namaz kılmaya zorlanır. Eğer ısrar ederse, kâfir olmaz, fakat günahkâr ve fasık olur.
Zeyd, Amr'a karz-ı hasen tarikiyle verdiği akçeyi talep ettikde, Amr vermeyip, mümalataya salik olsa, şer'an Zeyd ne veçhile olur ma'zur olup, ne yüzden gerektir mutalebe?
Gayet ısrarla ve şiddetle mutalebe gerekir. Emr-i maruf bâbının ehemm-i mühimmâtındandır.
Zeyd, Amr'a faizsiz ödünç olarak verdiği parayı istediğinde, Amr vermeyip oyalasa, şer'an Zeyd nasıl mazur görülür ve nasıl talep etmesi gerekir?
Çok ısrarla ve şiddetle talep etmesi gerekir. İyiliği emretme konusunun en önemli meselelerindendir.
Zeyd, mülk çiftliğini on yıl mukaddem Amr'a bey' edip, hala bazı kimesneler "Zeyd ol çiftliği bize satmıştı" diye dava eyleseler, davalarına iltifat olunur mu?
Bey'-i sahih ile satıldığına beyyine var ise olunmaz.
Zeyd, mülk çiftliğini on yıl önce Amr'a satıp, şimdi bazı kimseler "Zeyd o çiftliği bize satmıştı" diye dava etseler, davalarına itibar edilir mi?
Geçerli bir satış ile satıldığına dair delil varsa itibar edilmez.
Zeyd, hacca gitmek niyetine olup, lakin yol emîn olmayıp, varmağa kadir olmasa, Zeyd'e bedel hacc ettirmeğe şer'an kadir olur mu?
Bizzat kendisi edâya kadir değil ise, bedel ile kadir olur.
Zeyd, hacca gitmek isteyip ancak yol güvenli olmadığından gidemese, Zeyd yerine başkasını hacca göndermeye şer'an yetkili olur mu?
Kendisi bizzat yerine getirmeye gücü yetmiyorsa, bedel (vekil) ile yerine getirebilir.
Orijinal Metin:
Fetva, fıkhî bir Mes’elenin şer’î hükmünün beyanı manâsında bir ıstılahtır. Müşkil Mes’elelerin hal ve beyanı için sorulan suâlin cevabına denir. Fetva, fakîhin (İslâm hukuku âliminin) hüküm mahiyetinde olmaksızın verdiği cevaptır. Fetvayı veren fakîhe “müftı” denir. Hüküm veren fskîhe ise “kâdî” denilir. Böylece müfti, şer’î kanunları, delillere dayanarak tedvin eder; kâdî, bu kanunlardan kendisine arz olunan hadiseye ait olan hükmü bulup tatbik eder. Müftînin fetvasını tatbik edip etmemek serbest olup, kâdînin hükmü mecburîdir.
Günümüz Türkçesiyle:
Fetva, İslam hukukundaki bir meselenin dini hükmünün açıklanması anlamında bir terimdir. Çözümü zor meselelerin halledilmesi ve açıklanması için sorulan sorunun cevabına denir. Fetva, İslam hukuku aliminin (fakihin) bağlayıcı olmayan cevabıdır. Fetva veren fakihe “müfti” denir. Hüküm veren fakihe ise “kadı” denir. Böylece müfti, şer’i kanunları delillere dayanarak derler; kadı ise bu kanunlardan kendisine sunulan olaya ilişkin hükmü bulup uygular. Müftinin fetvasını uygulamak isteğe bağlı iken, kadının hükmü zorunludur.
Ebussuud Efendi’nin fetvaları ve Osmanlı hukukuna etkileri müspet yöndedir. Osmanlı Devleti’nde fetva verme süreci ve Ebussuud Efendi’nin rolü oldukça yüksek olmuştur. Hanefi mezhebinde fetva geleneği ve Ebussuud Efendi’nin katkılarının çok faydası olmuştur.